| » Sigara Hakkında: Bir Musibet Bin Nasihatten İyidir |
Önceki |
İnsan ve Hayat Dergisinin Mart 2011 Tarihli 13 nolu Sayısından;
Yazan: Mehmet Serdar ATEŞ
Kübra'nın Günlüğünden
Bir Musibet Bin Nasihatten İyidir.

Bugün halam bize geldi. Çok heyecanlıydı. Kapıdan girer girmez babamı sordu. Annem henüz gelmediğini söyledi.
Halam çok yorulmuştu. Annem onu salona aldı.
Bana “Kızım halana bir bardak su getirebilir misin?” dedi. Ben de “Tabi ki.” dedim.
Halam suyunu içti. Ancak heyecanı ve telaşı geçmemişti. Sürekli babamın ne zaman geleceğini soruyordu. Annem “Ne oldu? Neden bu kadar heyecanlısın?” diye sordu.
Halam önce durdu. Bana baktı. Sonra anlatmaya karar verdi.
“Sorun Vedat. Her geçen gün biraz daha asileşiyor. Şimdi de sigara içmeye başlamış. Bugün okuldan geldiğinde üstü başı leş gibi kokuyordu. Ceketinin iç cebinde bir paket sigara vardı. ‘Bu ne?’ diye sordum. ‘Arkadaşlar ısrar etti, o yüzden aldım’ dedi.”
Annem, “Arkadaşları kim?”
Halam, “Okul arkadaşları… ‘Okuldan çıkınca arkadaş gurubu edinmek için içtim’ dedi.”
Annem, “Sen sigaranın zararlarını anlatmadın mı?”
Halam, “Anlattım. Ancak ‘Herkes içiyor, bir şey olmaz, bu kadar büyütme!’ dedi.”
Halam ağlamaya başladı. Annem onu teskin etmeye çalışıyordu. Halam anlatmaya devam etti:
“Babası yok ki, erkek erkeğe konuşsunlar. Ancak dayısının sözünü dinler. Bu yüzden geldim.” dedi.
Az sonra babam geldi. Annem halamın anlattıklarını babama anlattı. Babam aynı şeyleri bir kez de halamdan dinledi. Sonra “Merak etme kardeşim. Ben Vedat’la konuşurum. Sen şimdi onu bize çağır. Benim onun sigara içtiğini bildiğimi bilmesin.” dedi.
Halam Vedat’ı aradı. “Dayın ve yengen bizi yemeğe davet etti. Gel” diyerek bize çağırdı.
Vedat bir süre sonra geldi. Bu arada abim de gelmişti. Vedat ve abim bir süre bilgisayarda oyun oynadılar. Babam hiç konuyu açmadı. Yemekler yenildi. Babam, “Çocuklar bugün sizinle hasta ziyaretine gidelim mi?” dedi.
Ağabeyim, “Kim hasta?” diye sordu.
Babam, “Abdullah Amcanız. Hastaneden evine gelmiş. Beraber gidelim ve ziyaret edelim. Biliyorsunuz hasta ziyareti çok sevaptır.” dedi.
Ben çok sevindim ve “Gidelim.” dedim.
Vedat ile abim de kabul ettiler.
Babam, “Haydi o zaman. Önce süt ve bisküvi alalım. Sonra da beraber Abdullah Amcanızı ziyaret edelim.” dedi.
Az sonra arabaya binip Abdullah Amca’nın evine gittik. Kapıyı hanımı Ayşe Teyze açtı. Bizi görünce çok sevindi. Hemen müjdeyi verdi. “Abdullah, bak kimler gelmiş.” dedi.
İçeri oturma odasına geçtik.
Abdullah Amca yatakta yatıyordu ve kolunda serum takılıydı. Ağzında oksijen maskesi ve oksijen tüpü vardı. Ev sanki hastanenin acili gibiydi. Başının hemen üstünde kalp atışlarını gösteren bir monitör vardı. Böyle bir manzarayı hiç birimiz beklemiyorduk. Çok şaşırmış ve üzülmüştük. O capcanlı adam solmuş, ne hale gelmişti.
Bizi görür görmez gözlerinde sevinç parıltısı oluştu. Doğrulmaya çalıştı. Hırıltılı bir sesle,
“Benim canlarım, yavrularım gelmiş. Beni ne kadar çok memnun ettiniz bir bilseniz.” dedi. Babama döndü ve: “Çocukları toplayıp getirmişsin. Bana bugün bayram oldu.” dedi.
Biz yatağının hemen yanına oturduk. Neden hastalandığını ve sağlık durumunu merak ediyorduk. Soru sormamıza gerek kalmadan Abdullah Amca,
“Çocuklar bazı insanlar, genç yaşta düşünmeden yaptıkları yanlışların bedelini, hayata tutunmaya en çok ihtiyaçları olduğu dönemde ödüyorlar.”
Biraz durakladı ve zorlukla nefes aldı. Hırıltılı bir sesle abime:
“Mustafa! Bak babanı örnek al. O benim gibi hata yapmadı. Sizin gibi çocukken, sırf arkadaş hatırına, adam olduk diye görünmek için sigara içmeye başladım. Bana uzatılan sigarayı geri çevirmedim. Sanki büyüdük gibi geliyordu biliyor musun? Sonra bir baktım ki, tiryaki olmuşum. İş işten geçmişti artık, istesem de bırakamazdım. Bırakmak istedim, bir türlü olmadı. Beni mahvetti. Kendi paramla beni kölesi yaptı. Bak şimdi halime! Ciğerlerim iflas etti. Doktor kist var dedi. Ameliyat oldum. Şimdi ise yarım bir insan gibi oldum. Tabii siz yavrularım bu konuda çok şanslısınız. İçmiyorsunuz değil mi?” dedi.
Ağabeyim ve ben kafamızı salladık. Vedat cevap vermedi. Başını öne eğdi.
Abdullah Amca, “Akıllı insan, yarını düşünen insandır. İyiyi kötüyü ayırt edebilen insandır. Hastanede
sırf sigara yüzünden, makineye bağlı, parmakları kesilmiş, ayakları kesilmiş insanlar gördüm. Hepsi de görseniz nasıl pişmandı! Ama maalesef son pişmanlığın bir faydası olmuyor. Bakın size bir büyük tavsiyesi:Sakın ha, uzak durun bu meretten!” dedi.
Bu kadar konuşma onu çok yormuştu, gözleri yaşarmıştı. Hanımı mendil getirdi ve gözlerinden akan yaşları sildi.
Biraz daha oturduktan sonra, “Hasta ziyaretinin kısası makbuldür.” diyerek kalktık. O gözleri ile bizim gitmemizi istemiyordu. Ancak “kalın” diyebilecek dermanı da yoktu.
Arabada eve gelirken abim, “Baba, ben çok üzüldüm. Ne kadar kötü görünüyor Abdullah Amca? İyi ki sen de hiç sigaraya başlamamışsın. Ben kendime seni örnek aldım. Asla sigara içmeyeceğim.” dedi.
Babam Vedat’a doğru baktı ve “Vedat da çok akıllıdır. O da asla sigara içmeyecek değil mi?” dedi.
Vedat, üzgün ve kısık bir sesle, “Söz dayı! Hiç içmeyeceğim.” dedi.
Arabadan inip eve doğru yürümeye başladığımızda Vedat biraz geride kaldı. Cebinden bir şey çıkarıp ezdi ve çöp tenekesine attı.
Abime baktım ve karşılıklı gülümsedik. Bu akşam çok verimli geçmişti.
Kaynak:
http://insanvehayat.com/bir-musibet-...hattan-iyidir/

|
| Yazan okaner | 13 03 2011 17:24:32 | Puan Ver : 0 | Yorumlar : 2 | Okunma : 1438 | Yazdır | Gönder | Word |
Önceki |
| » Yazıya Yapılan Yorumlar |
Yazan : ahmet901 Tarih : 28 10 2011 09:25:10 Bu Ne LaAaA BunU OkuyanA KadaR |
Yazan : okaner Tarih : 09 07 2011 03:21:05 [B]Kübra'nın Günlüğünden : Paylaşmanın Mutluluğu[/B]
[COLOR="blue"][B]Mehmet Serdar ATEŞ[/B][/COLOR]
İnsan ve Hayat Dergisi 17. Sayıdan
[IMG]http://insanvehayat.com/wp-content/uploads/2011/07/kubre17.jpg[/IMG]
Birkaç haftadır bizim evde bir hareketlilik var. Annem dantel ipliğinin en kalitelisini satın aldı. Bu iplikle bazen gece saat 01.00’lere kadar uğraştı, iplik iplik emek harcadı. El işi nadir bulunan çok güzel bir masa örtüsü ördü.
Beklenilen gün geldi, o gün sabah erkenden kalktık,annem birkaç farklı pasta yaptı. Sabah saat 09.00 gibi Kütahya’nın Perşembe Pazarı’na bu yaptıklarını birlikte satmak için götürdük.
Gördüğüm manzara inanılmazdı. Hemen girişte [B]“Hayır çarşısına Hoş geldiniz”[/B] pankartı asılmıştı.Neler yoktu ki… Giriş kısmının yanında çocuklar için hava ile şişirilmiş merdiven ve kayma platformu, yine bir görevli tarafından çocukların gezdirildiği mini bir at, zıplama platformu ve her biri farklı güzellikte çocuk eşyaları…
Pazaryerinin üst katında erkek reyonu vardı. Sebze meyve reyonları, deve, deve kuşu, dana ve tavuk etinden yapılmış dönerler, tantuni, köfte, sucuk, yörük ayranı… aklınıza ne geliyorsa hepsi vardı. Çini, seramik reyonları, isminizi seramik tabaklara yazan hattatlar ve daha niceleri… Aşağı katta ise bayanlar reyonu açılmıştı. Onların da göz nuru ve bin bir emek dolu masa örtüleri, danteller, yazmalar, mekik örgüler, paha biçilemez Kütahya’ya özel düğün kıyafetleri, el işlemesi üç etekler… Pastalar, kurabiyeler, gözlemeler gibi yiyecekler ise her iki katta da bol bol vardı. Annem ve ben alt katta satış reyonunda gün boyu çalıştık. Ben pasta ve kurabiye gibi yiyecekleri sattım. Annem ise hayır çarşısı için kendi ördüğü ve örülen el işi dantelleri,nakış işlemeleri sattı.
İlginçti; yoğun çalışıyorduk;ama hiç yorgunluk hissetmiyorduk… Sattığımız ürünlerin parasını,kendi paramızla karışmaması için ayrı bir kasada biriktirdik. Çünkü bunlar bizim hayrımız olacakmış, hayır için çalışan insanın bu paralardan harcaması doğru olmazmış. Etrafımızdaki diğer çalışanlar da aynı şekilde yemek paralarını kendilerinden verdiler. İsmini bilmediğim bir hayırsever amca reyonlarda çalışan, maddi imkânı kısıtlı kişileri düşünerek, yemek fişi dağıttı. Biz yemek fişlerinin karşılığını ödedik. Bir ara babam da geldi. Beni aldı ve yukarıda ekmek arası döner ikram etti. O sırada bulunduğumuz yerde kumaş pantolonları babamın dikkatini çekmişti. Reyon görevlisine [B]“Bunları nasıl temin ettiniz,hepsi de ülkemizin en kaliteli markaları?”[/B]
Reyon görevlisi, [B]“Konya’ya gitmiştik. Bir esnafa, ‘Kütahya’da kermes düzenleyeceğiz, hayrınız için ne verebilirsiniz?’[/B] diye sorduk. O da mağazasından bunları bize satmamız için verdi. Neden bu kaliteli markaları verdiğini sorduğumuzda; [B]“Allah yolunda bir şey verilecekse en iyisi verilmeli…”[/B] dedi. Babam, [B]“Akıllı bir tüccarmış,iyi bir yatırım yapmış.”[/B]dedi.
Yemeğimizi yedikten sonra biraz daha dolaştık. Sebze reyonlarında en güzel domatesler, biberler, patlıcanlar, yeşil yeşil salatalıklar ve sarı sarı muzlar vardı. Bunları da Antalya’daki hayırseverler göndermişti. Karşımda Türkiye’nin birçok yöresinden kalbinde inanç parıltıları olan, hafızaları kirlenmemiş insanların bir araya geldiği mükemmel bir topluluk vardı … İnsanın duygulanmaması, gözlerinin yaşarmaması mümkün değildi.
Babam da çok mutluydu. Hanımı, oğlu ve kızı bu güzel organizasyonda görev almış çalışıyorduk. Babam, [B]“Kızım! İnsanlar, birbirlerine sahip çıktıkları ve yardım ellerini karşılıksız olarak uzattıkları zaman orada manevi bir hava oluşur. Bolluk olur, bereket, huzur olur. Bizi her türlü zorluktan , belalardan ve düşmanlardan koruyan işte bu yardımlaşma gayretimizdir[/B].” dedi.
Akşam eve döndüğümüzde hepimiz yorulmuştuk. Ancak çok mutluyduk. Gerçek bir sosyal projede görev almıştık. Bu sosyal projeye, kısaca [B]“kermes”[/B] denilse de içi yardımlaşma, saygı, sevgi, özveri, gibi birçok kutsal güzelliği taşıyan bir paylaşma ve kaynaşma organizasyonu idi…
[B][COLOR="DarkOrange"][I]Okuduktan sonra yorumlarınızı İnsan ve Hayat Dergisinin ana sayfasına yaparsanız memnun olurum.[/I][/COLOR][/B]
[B][URL="http://insanvehayat.com/author/serdarates/"][COLOR="Blue"]LÜTFEN YORUM YAPINIZ.[/COLOR][/URL][/B]
... |
| |
| » Yazı İstatistikleri |
» Ust Kategori (2)
» Alt Kategori (5)
» Yazı (125)
» Okunma (79698)
» Yorum (45)
» Toplam Adettir
|
|