<?xml version="1.0" encoding="windows-1254"?><rss version="2.0"><channel><title>CcPortal.Net - Yazılar için özet akışı..</title><link>http://www.sirinlerim.net</link><description>abone konusu eklenir</description><webMaster>sirinlerim@sirinlerim.net</webMaster><copyright>2oo6-2oo9 © Murat Selçuk</copyright><language>tr-TR</language><item><title>Düşünebilen Yapay Beyin</title><link>http://www.sirinlerim.net/yazilar-goster-152-dusunebilen_yapay_beyin.html</link><description>İSVİÇRE’DEKİ Lozan Enstitüsü’nde görevli Prof. Henry Markram başkanlığındaki ekip, 2018 yılına kadar bilince sahip bir suni beyin üretileceğini iddia etti.‘Gerçek Frankenstein deneyi’ diye nitelendirilen ‘Mavi Beyin’ adlı proje için Prof. Henry Markram şunları söyledi: “2018 yılına kadar bilinçli ve zeki suni beyin yapmayı amaçlıyoruz. Bu beyin, düşünecek, hissedecek ve hatta aşık olacak. Fakat projemize daha şimdiden karşı çıkılıyor, ancak bu proje sayesinde insanın öğrenme yetisinin ve zekasının gelişeceği de göz ardı edilmemeli. Başlangıçta ‘Mavi beyin’ projesinin önündeki en büyük engel, finansal kaynak bulmaktı, ancak İsviçre hükümeti ile IBM şirketi bu çalışmaya maddi destek verdi.”bilimin gücü...</description><author>avril_rock</author><category>Okunma: 156</category><pubDate>&nbsp;07&nbsp;03&nbsp;2010&nbsp;18:47:33&nbsp;</pubDate></item><item><title>OTOBÜSE BİNERKEN-İNERKEN(TRAFİK GÜVENLİK)</title><link>http://www.sirinlerim.net/yazilar-goster-151-otobuse_binerken_inerken_trafik_guvenlik.html</link><description> UYULACAK KURALLAR 1-Kesinlikle hamile,yaşlı,hasta veya çocuklara öncelik verin 2-İtme çekme vurma gibi hareketler yapmayın 3-Sıra olmadan yığılarak binmeyin. 4-Ön sırada olmak için yer kapmayın. 5-Otobüs hareket halindeyken ne inin ne de binin. NEDEN BU KURALLAR VAR ? Çünkü bu gibi kötü durumlar kaza veya yaralanmaya yol açar.Bu yüzden bu kurallara mutlaka uymalıyız. ÜLKEMİZDEKİ ÖNEMİ Ne yazık ki ülkemizde bu kurallara öncelik verilmiyor.Bu nedenle de bazı sıkıntılar yaşıyoruz.Büyük şehirlerde nüfus yoğunluğu fazla olduğundan toplu taşım araçları tıklık tıklım oluyor.Fakat yaşlı ve hamilelere yer verilmediği gibi sırada olunmuyor.Bu da kötü sonuçlar doğuruyor.Ama siz siz olun her zaman bu kurallara uyun....</description><author>minik114</author><category>Okunma: 429</category><pubDate>&nbsp;06&nbsp;03&nbsp;2010&nbsp;09:38:58&nbsp;</pubDate></item><item><title>Yaş Gruplarına Göre Gelişim Özellikleri</title><link>http://www.sirinlerim.net/yazilar-goster-150-yas_gruplarina_gore_gelisim_ozellikleri.html</link><description>YAŞ GRUPLARINA GÖRE GELİŞİM ÖZELLİKLERİ6-8YAŞ(1-2.SINIFLAR) GELİŞİM ÖZELLİKLERİ: 1.Organlar arasında orantı yoktur. 2.Büyüme, kol ve bacakların boyuna uzaması biçimindedir. 3.Büyük kaslar ile büyük eklemler arasında koordinasyon sağlanmaya başlamıştır. 4.Büyük kaslar ile küçük kaslar arasında koordinasyon zayıftır. 5.Küçük kasları gelişim içerisindedir.(parmak, bilek hareketleri,gözün hareketlere uyumu vb) 6.boyda hızlı gelişim gösteren çocuklarda, iskelet bozuklukları görülebilir. 7.sevgiyi paylaşmaktan hoşlanmaz. 8.Duygusal durumları birbiri ardına çok çabuk değiştirir. 9.Dikkati kısa süreli, ancak gelişme halindedir. 10.Atılgan ve çok hareketlidir. 11.Teorik bilgiden çok, hareketin içinde olmayı ister. 12.Yanılmış olmaktan ve kusurlu görünmekten huzursuz olur.İLGİ VE İHTİYAÇLARI: 1.Grup yada takım halinde oynamaya isteklidir. 2.Çok kurallı oyunlardan hoşlanmaz. 3.Uzun süreli dikkat gerektiren etkinliklerden çabuk bıkar. 4.Evin dışında katıldığı hareketli ve eğlenceli oyunlar ile yar...</description><author>MuratSelcuk</author><category>Okunma: 2748</category><pubDate>&nbsp;27&nbsp;09&nbsp;2009&nbsp;18:50:00&nbsp;</pubDate></item><item><title>Veli Öğretmen İlişkisi</title><link>http://www.sirinlerim.net/yazilar-goster-147-veli_ogretmen_iliskisi.html</link><description>Kaynak:M.E.B. Bir ülkenin geleceği olan öğrencilerin yetiştirilmesi, eğitimi ve ihtiyaçlarının belirlenmesi ancak sağlıklı okul-aile İşbirliği ile sağlanabilir. Veliler, okulların olmadığı eski çağlardan bu yana çocuklarının ilk eğitimcileri olmuşlardır. İlk eğitim önce anne daha sonrada baba tarafından veriliyordu. Medeniyet ilerledikçe, evde verilen eğitimlerin yanı sıra okullar da açıldı. Dünyadaki ilk okul M.Ö. 1580 yılında Mısır’da açılmıştır. Orta çağ döneminde okul-aile işbirliğinin önemi ortaya çıkmıştır. Yirminci yüz yılda ise, öğrenci-merkezli eğitimde öğrencilerin istekleri, ihtiyaçları, ilgi alanları ve geleceğe dönük amaçlarının belirlenmesi önem kazanmıştır (1). Yirmibirinci yüzyıla girdiğimiz şu günlerde ise dolaylı ya da dolaysız etkileşim içinde bulunan okul ve ailenin işbirliği kaçınılmazdır. Çünkü, okulun ve ailenin sorumluluklarının nerede başlayıp nerede bittiğini kesin çizgilerle birbirinden ayırmak zordur (2). Bu nedenle 1980`li yıllardan itibaren okullar okul-ai...</description><author>MuratSelcuk</author><category>Okunma: 2213</category><pubDate>&nbsp;25&nbsp;06&nbsp;2008&nbsp;15:22:29&nbsp;</pubDate></item><item><title>Çocuklarda Öz Saygıyı Geliştirecek 20 Yol</title><link>http://www.sirinlerim.net/yazilar-goster-146-cocuklarda_oz_saygiyi_gelistirecek_20_yol.html</link><description>Çeviren: Yrd.Doç.Dr. Çağlayan DİNÇER Kaynak:M.E.B. Çocuğa öz saygı kazandırma, çocuğun öğrenme, sevme ve yaratma yeteneğini güçlendirmektedir. Öz saygı, mutlulukla ve hayattaki başarıyla ilgilidir. Bazı düşünürlere göre öz saygı, tamamen aile sevgisiyle birlikte iyi bir eğitimin ürünüdür. New York'lu psikolog ve gençlik terapisti Prof. Dr. Barbara Berger'e göre öz saygı, çocuğun kendi kendisiyle gurur duymasıdır. Yüksek öz saygıya sahip olmak, çocuğun hem sevgi dolu hem de yetenekli olmasını sağlamaktadır. Çocuk, değerli olduğuna inanmalı, bir şeyler önermeli ve kendi kendisiyle ve çevresiyle barışık olmalıdır. Çocuğun sevgiyi ve yeteneğini hissetme derecesi, gelecekteki yaşamında onu her alanda etkileyecektir. Aynı zamanda da, çocuğun yaratıcılık yeteneğini, diğerleriyle ilişkisini ve başarılı olmasını belirlemede önemli bir faktör olmaktadır. Ebeveynler, çocuğun öz saygısının ilk temellerini oluştururlar. Çocuğun kendini sevgi dolu ve yetenekli hissetmesi için aileler neler yapabilir...</description><author>MuratSelcuk</author><category>Okunma: 1203</category><pubDate>&nbsp;25&nbsp;06&nbsp;2008&nbsp;15:21:01&nbsp;</pubDate></item><item><title>Niçin Bitişik Eğik Yazı?</title><link>http://www.sirinlerim.net/yazilar-goster-145-nicin_bitisik_egik_yazi.html</link><description>Prof. Dr. Firdevs GÜNEŞ (A. Ü. Eğitim Bilimleri Fakültesi) Kaynak:Milli Eğitim Dergisi Ülkemizde bu yıl uygulamaya konulan Türkçe Öğretim Programı'nda ilk okuma-yazma öğretiminin amacı; sadece okuma ve yazma gibi becerilerin kazandırılması değil, aynı zamanda düşünme, anlama, sıralama, sorgulama, sınıflama, ilişki kurma, analiz-sentez yapma ve değerlendirme gibi zihinsel becerilerin de geliştirilmesi olarak belirlenmiştir. Bu süreçte Türkçeyi doğru, etkili ve güzel kullanma, iletişim kurma, problem çözme, karar verme, öğrenmeyi yaşam boyu sürdürme gibi becerilerin de geliştirilmesi beklenmektedir. Buradan hareketle, Türkçe Öğretim Programı'nda ilköğretim birinci sınıftan itibaren etkili bir okuma-yazma öğretimini gerçekleştirmek; düşünen, anlayan, sorgulayan, öğrenmeyi öğrenen, bilgiyi kullanabilen ve sorun çözebilen bireylerin yetişmesi amaçlanmıştır. Dolayısıyla Türkçe Öğretim Programı'nda ilk okuma-yazma öğretimine ayrı bir önem verilmiş ve yöntem olarak Ses Temelli Cümle Yöntemi il...</description><author>MuratSelcuk</author><category>Okunma: 2989</category><pubDate>&nbsp;25&nbsp;06&nbsp;2008&nbsp;15:15:25&nbsp;</pubDate></item><item><title>Etkili Öğretim İçin On</sp</title><link>http://www.sirinlerim.net/yazilar-goster-144-etkili_ogretim_icin_on<_sp.html</link><description>1- Etkili öğretim, akılla birlikte yüreği de vermektir. Bir içtenliktir. Öğrenciyi sadece iyi öğrenmesi konusunda motive etmek değil, aynı zamanda onların nasıl öğrenmeleri gerektiğini ve bu yolda ne gibi yöntemlere gereksinimleri olduğunu göstermeyi de kapsar. Bunu eğitimci, öyle bir tarzda yapmalıdır ki, öğrenci için belli bir anlamı ve bu anlam içinde belli bir yeri ve bütün bunların hafızasında bıraktığı bir şeyler olsun. Bu sizin eğitme sanatınıza olan bir tutkuyu gerektirir. Bu tutkuyu özellikle öğrencilerinize hissettirebilmeniz gerekir. 2- Etkili öğretim, öğrencilere bir bilgi tüketicisi olarak davranmaktır. Üretiminizin her aşamasında bulunmanız gerekir. Ürününüzün her şeyiyle ilgili olmalısınız. Yeni gelişmeler, yeni kaynaklar, alanınızı ilgilendiren her konuyla ilgili yeni gelişmelere duyarlı olmanız gerekir. Bilgi yalnızca akademik dergiler ve yayınlat dünyasında yaşayan bir şey değildir. Etkili öğretim, bu bilgiyi gerçek hayatın dünyasına aktarır. Öğretirken, teori ile pra...</description><author>ChaiChen</author><category>Okunma: 438</category><pubDate>&nbsp;11&nbsp;05&nbsp;2008&nbsp;17:52:18&nbsp;</pubDate></item><item><title>Eğitim Alanındaki 'Kök Sorunlar' Nelerdir?</title><link>http://www.sirinlerim.net/yazilar-goster-143-egitim_alanindaki_kok_sorunlar_nelerdir.html</link><description>1. Tüm eğitim sisteminin tek elden yönetilmeye çalışılması, 2. Öğreti bütünlüklerinin -ayrı dersler, ayrı öğretmenler, ayrı üniteler yoluyla- bozulması, kavrayışın güçleştirilmesi, 3. Koşullandırmanın, temel eğitim felsefesi olusu (bu yolla sapkın ideolojilere de yöntem icazeti verilmiş oluyor), 4. İdeolojik koşullandırma yapmak isteyen örgütlerin öğrencileri tuzağa düşürmeleri, 5. Kuşkusuzluk (Farsça ezber), 6. Eğitim sureci taraflarının -veli, öğrenci, öğretmen, idareci vb-, surecin planlamasına katılmayışı; MEB, YOK tek odaklılığı, 7. Coğrafî bölgeler arası dengesizlik, 8. Eğitimin kok sorunları yerine görüntüleri üzerinde durma eğilimi, 9. Öğrenme yerine öğretme odaklılık, 10. Öğretmenlerin nitelik dağılımındaki yetersizlik, 11. Okulların fiziki alt-yapı yetersizliği, 12. Ölçme-değerlendirmede benimsenen objektiflik yaklaşımının, farklı öğrenme profili ve eğitim ihtiyaçlarına sahip öğrencileri eleyiciliği, 13. Bireysel farklılıkları dikkate alan subjektif değerlendirme yerine, fark...</description><author>ChaiChen</author><category>Okunma: 1057</category><pubDate>&nbsp;11&nbsp;05&nbsp;2008&nbsp;17:50:59&nbsp;</pubDate></item><item><title>Yeni Eğitim Programı Üzerine</title><link>http://www.sirinlerim.net/yazilar-goster-142-yeni_egitim_programi_uzerine.html</link><description>İsmail SAĞDIÇ (Genel Eğitim Sekreteri) Ülkemizde eğitimin her dönem “milli” bir dava olarak algılanması sağlanmış, her siyasal iktidar programına eğitimin öncelikli konusu olduğunu yazmış, kendi iktidarı döneminde eğitimin sorunlarını çözeceğini iddia etmiştir. Hatta ülkenin “makus talihi”nin eğitimle yenileceği, “ancak eğitimle müreffeh ülkeler seviyesine çıkılabileceği” vurguları ile hemen her dönem kendi eğitim politikalarına destek aramışlardır.Türkiye’de özellikle eğitim programları, çok sık değişen programlar değillerdir. Ama eğitimin sürekliliği düşünüldüğünde, ideolojik özün değişmesi için sadece bilimsel teknolojik gelişmelerin eğitim programlarına yansıtılması yeterli değildir. Öncesi bir yana, örneğin soğuk savaş döneminin ürünü olan 1948 eğitim programı 20 yıl sonra 1968’de değiştirilmiştir. 1968 programı da 36 yıl sonra 2004 yılında değiştirilmiştir. Her program değişikliği aslında ya yönetenlerin ekonomik, siyasal ve ideolojik ihtiyacından ya da halk kesimlerinin verdiği ...</description><author>MuratSelcuk</author><category>Okunma: 1023</category><pubDate>&nbsp;07&nbsp;04&nbsp;2008&nbsp;23:50:51&nbsp;</pubDate></item><item><title>Affet beni sevgili öğrencim...</title><link>http://www.sirinlerim.net/yazilar-goster-141-affet_beni_sevgili_ogrencim.html</link><description>Mevzuatlar, müfredatlar aynı da olsa yapısal özelliklerimize bağlı olarak ders veriş yöntemimiz, tarzımız farklı olabiliyor. Hepimiz aynı akvaryumun farklı renkli balıkları gibi aynı suyu, atmosferi paylaşıyoruz. Düsturlarımıza, referanslarımıza bağlı yaklaşımlar, iletişimler kuruyoruz. Okulun huzurlu yapısı, pozitif bir ortamı varsa küçük şeyler hoş görülebiliyor, sonuçta önce insanız hepimiz. 8 yıllık İlköğretimin kuruluş aşamasında, okullarda pilot uygulamaların yeni yeni başladığı 1993 yılının ilk yarı dönemindeyiz . Ben, banka hizmetinden öğretmenlik mesleğine geçmişim, yeni öğretmenim yani. Çocuklarımı büyütmek için bankadan istifa edip büyüdüklerinde, otuzundan sonra fakülte bitirip yaşlı öğrencilik yaptığım ve sevdiğim çalışma hayatından uzak kaldığım için yeni kurum ve meslekte her şeye idealistçe bakıyorum. Birazcıkta sanatsal üretimlerim, çalışmalarım olmuş. Branşımı, mesleğimi bulmuş olmanın hazzıyla canla başla koşuşturuyorum. Tabi yeni bir- kart- balığım ya, girdiğim orta...</description><author>MuratSelcuk</author><category>Okunma: 1622</category><pubDate>&nbsp;07&nbsp;04&nbsp;2008&nbsp;23:47:13&nbsp;</pubDate></item><item><title>İŞTE ÖĞRETMENLERE VERİLEN DEĞER</title><link>http://www.sirinlerim.net/yazilar-goster-140-iste_ogretmenlere_verilen_deger.html</link><description>ATATÜRK SINIFA GİRİNCE Millet Mektepleri Başöğretmenliği unvanını 24 Kasım 1928’e kabul eden Atatürk, bir köy okuluna girince öğretmen kürsüsünü terk eder. Atatürk bunun üzerine, “Hayır, yerinizde oturunuz ve dersinize devam ediniz. Eğer izin verirseniz, biz de sizden faydalanmak isteriz. Sınıfa girdiği zaman cumhurbaşkanı bile öğretmenden sonra gelir” ifadesiyle öğretmenlere verdiği önemi gösterir. “SULTAN MEHMET BENİM AMA O BENİM HOCAMDIR” Yaptığı fetih ile bir çağı kapatıp yeni bir çağ açan Fatih Sultan Mehmet, İstanbul fethi sonrası yanında Onu yetiştirene Akşemsettin, ile birlikte şehre girince yol boyunca dizilmiş şehir halkı ellerindeki çiçek demetlerini padişaha sunmak için yaklaşır. Beyaz sakalı ve duruşuyla Akşemseddin’i padişah sanan halk, çiçekleri Ona sunmaya çalışırken, atını geri çeken Akşemsettin göz ucuyla Fatih Sultan Mehmet’i gösterir. Fatih Sultan Mehmet ise bunun üzerine, çiçeklerle kendisine doğru yürüyenlere, “Gidiniz çiçekleri gene ona veriniz. Sultan Mehmet ben...</description><author>ChaiChen</author><category>Okunma: 1659</category><pubDate>&nbsp;04&nbsp;04&nbsp;2008&nbsp;22:36:49&nbsp;</pubDate></item><item><title>Sınıf Yönetimi</title><link>http://www.sirinlerim.net/yazilar-goster-139-sinif_yonetimi.html</link><description>Bilindiği gibi sınıfta açık ve yüz yüze bir iletişim vardır.Bu da iletişimin,doğrudan ve anında gerçekleştiğini gösterir.Aynı anda birden çok olay gerçekleşebilir.Bir öğretmeni ele aldığımızda;Öğretmen dersi anlatırken bir yandan öğrencilerinin tepkilerini ölçer,kural dışı davrananları uyarır,diğer yandan öğrencilere sorular yöneltir,zamanı kontrol eder.etkili bir sınıf ortamının sağlanması ve sürdürülmesi için öğretmen bu ortamı etkileyen fiziksel ve sosyal özelliklerin önemini bilir. Sinif diger ortamlara benzemeyen ,kendine has özellikleri olan bir yerdir.Ögretmenin bu nedenle sinif ortaminda farkli bir takim rolleri vardir.Bu roller çok degisik bir sekilde belirtilse de genel olarak su sekilde ifade edilebilir: müsavirdir,tavsiyelerde bulunurü danismandir,yardimciü olur disiplin saglayicidirü bilgi verici,güdüleyicidirü dis dünyaü ve sinif arasinda aracidir ögreticidirü ana-baba vekilidirü ü düzenleyici ve deger tasiyicidir. Sinif yönetimi ögretmenin en önemli görevlerinden biridir...</description><author>ChaiChen</author><category>Okunma: 992</category><pubDate>&nbsp;04&nbsp;04&nbsp;2008&nbsp;22:35:58&nbsp;</pubDate></item><item><title>Şeker ve Çocuk</title><link>http://www.sirinlerim.net/yazilar-goster-135-seker_ve_cocuk.html</link><description>Amerika'da bir ilkokulda çocuklara kâğıtlara sarılı küçük şekerler veriliyor... Çocukların kimi kâğıtları çöpe, kimi yere atıyor. A şubesinin öğretmeni çocuklara ertesi gün: - Birçoğunuz kâğıtlari çöpe atmışsınız aferin, diye teşekkür ediyor. Okul müdürüyle bir başka ögretmen de sınıfın temizliğini takdir ediyor. B şubesinin öğretmeni çocuklara: - Şeker kâğıtlarının yerlere atılmış olduğunu görüyorum, bir daha görmeyeyim, diye çıkışıyor... C şubesinin öğretmeni ise çocuklara hiçbir şey söylemiyor... Çocuklara sekiz hafta boyunca şeker veriliyor... Sekiz hafta sonunda gözlenen manzara şu... A şubesinden hiç kimse çöpleri yere atmıyor.. B şubesinde öğretmen yakındaysa kâğıtlar çöpe atılıyor, öğretmen görünürde yoksa çöpler yere atılıyor. C şubesindeki öğrencilerin davranışında ise hiç değişiklik gözlenmiyor... Varılan sonuç şu: İnsanlar sınırlarını kendilerinden beklenen yönde, en üst düzeyde zorlarlar... Ancak beklenti insanın becerisi ve yeteneğinin üzerindeyse bu defa teşvik aksi sonu...</description><author>ChaiChen</author><category>Okunma: 1014</category><pubDate>&nbsp;12&nbsp;03&nbsp;2008&nbsp;09:53:10&nbsp;</pubDate></item><item><title>Tuz ve Su</title><link>http://www.sirinlerim.net/yazilar-goster-131-tuz_ve_su.html</link><description>Tuz ve SuHintli bir yaşlı usta, çırağının sürekli herşeyden şikayet etmesinden bıkmıştı. Bir gün çırağını tuz almaya gönderdi. Yaşamındaki herşeyden mutsuz olan çırak döndüğünde, yaşlı usta ona, bir avuç tuzu, bir bardak suya atıp içmesini söyledi. Çırak, yaşlı adamın söylediğini yaptı ama içer içmez ağzındakileri tükürmeye başladı.- 'Tadı nasıl?' diye soran yaşlı adama öfkeyle:- 'Acı' diye cevap verdi.Usta kıkırdayarak çırağını kolundan tuttu ve dışarı çıkardı. Sessizce az ilerdeki gölün kıyısına götürdü ve çırağına bu kez de bir avuç tuzu göle atıp, gölden su içmesini söyledi. Söyleneni yapan çırak, ağzının kenarlarından akan suyu koluyla silerken aynı soruyu sordu:- 'Tadı nasıl?' 'Ferahlatıcı' diye cevap verdi genç çırak.- 'Tuzun tadını aldın mı?' diye sordu yaşlı adam, 'Hayır' diye cevapladı çırağı.Bunun üzerine yaşlı adam, suyun yanına diz çökmüş olan çırağının yanına oturdu ve şöyle dedi:- 'Yaşamdaki ıstıraplar tuz gibidir, ne azdır, ne de çok. Istırabın miktarı hep aynıdır. Anca...</description><author>samet</author><category>Okunma: 823</category><pubDate>&nbsp;23&nbsp;10&nbsp;2007&nbsp;</pubDate></item><item><title>Gercek hayatta alinacak ornekler</title><link>http://www.sirinlerim.net/yazilar-goster-128-gercek_hayatta_alinacak_ornekler.html</link><description>Ders 1 : Adamin biri tam dusa girmek üzeredir ve karisi da dusunu almis olarak kabinden çikmaktadir ki, kapinin zili çalar. Kapiya kimin bakacagi konusunda ufak bir tartisma sonrasinda kadin pes eder. Üzerine bir havlu alarak merdivenleri asagiiner ve kapiyi açar. Gelen esinin arkadasi x'tir.Kadin daha selam veremeden x 'havlunuzu üzerinizden yere düsürürseniz size aninda 300 Euro veririm' der. Kadin bir müddet tereddüt eder, ancak havlunundügümünü açarak havlunun düsmesini saglar. X ona bakar ve 300 Euro verir ve söze devam eder:'Antrede dogabilecek ufak bir tensel yakinlik için size 500 Euro daha verebilirim, hem de derhal' der.Önce saskin, fakat daha sonra adrenalinin verdigi heyecan ve alacagi para ileyapabileceklerinin anlik hayaliyle kisa bir duraksamadan sonra kabul eder.Yasamis oldugu olayin ve kisacik bir süre içerisinde edinmis oldugu ufak servetin heyecaniyla merdivenleri yukari çikarak banyoya geri döner.Hala dusta olan esi ona kimin geldigini sorar.'Arkadasin x' diye cevap...</description><author>kaankeskin</author><category>Okunma: 859</category><pubDate>&nbsp;19&nbsp;10&nbsp;2007&nbsp;</pubDate></item><item><title>Cennete zengin her zaman gelmez</title><link>http://www.sirinlerim.net/yazilar-goster-121-cennete_zengin_her_zaman_gelmez.html</link><description>Yoksul köylü ölmüştü, gözlerini açınca cennetin kapısında buldu kendini. Bir de zengin adam bekliyordu sırada. Bir melek geldi, açtı cennetin kapısını altın anahtarıyla. Önce zengin girdi içeri, bir bando sesi duyuldu ansızın kapının arkasından. Marşlar çalındı, şarkılar söylendi, sevinç çığlıkları attı cennettekiler. Kapı yine açıldı, sesler kesilince, köylü içeri girdi.Bir melek karşıladı onu, 'Hoş geldin köylü kardeş,' dedi sadece. Hani, nerede bando? Neden söylenmiyor marşlar? Melekler neden dans etmiyor? 'Ne biçim iş bu?' diye bağırdı köylü.'Zengin adam girince içeriye şarkılar söylediniz, çalgılar çalarak karşıladınız onu. Ben yoksulum gerçi, ama dünyada kalmadı mı yoksulluğum? Herkes eşit değil midir cennette? 'Eşittir,' dedi melek.'Zengin de bir bizim için, yoksul da. Yalnız unutma köylü kardeş, her gün yüzlerce yoksul gelir cennete, ama zengin dediğin yüz yılda bir gelir.Doğru söze ne denir....</description><author>samet</author><category>Okunma: 438</category><pubDate>&nbsp;13&nbsp;10&nbsp;2007&nbsp;</pubDate></item><item><title>MUTLULUĞUN SIRRI</title><link>http://www.sirinlerim.net/yazilar-goster-120-mutlulugun_sirri.html</link><description> Mutluluğun SırrıBir tüccar Mutluluğun Sırrı’nı öğrenmesi için oğlunu insanların en bilgesinin yanına yollamış. Delikanlı bir çölde kırk gün yürüdükten sonra, sonunda bir tepenin üzerinde bulunan güzel bir saraya varmış. Söz konusu bilge burada yaşıyormuş.Bir ermişle karşılaşmayı bekleyen bizim kahraman, girdiği salonda hummalı bir manzarayla karşılaşmış: Tüccarlar girip çıkıyor, insanlar bir köşede sohbet ediyor, bir orkestra tatlı ezgiler çalıyormuş; dünyanın dört bir yanından gelmiş lezzetli yiyeceklerle dolu bir masa da varmış. Bilge sırayla bu insanlarla konuşuyormuş ve bizim delikanlı kendi sırasının gelmesi için iki saat beklemek zorunda kalmış.Delikanlının ziyaret nedenini açıklamasını dikkatle dinlemiş bilge, ama Mutluluğun Sırrı’nı açıklayacak zamanı olmadığını söylemiş ona. Gidip sarayda dolaşmasını, kendisini iki saat sonra görmeye gelmesini salık vermiş. ’Ama sizden bir ricada bulunacağım,’ diye eklemiş bilge, delikanlının eline bir kaşık verip sonra bu kaşığa iki damla sı...</description><author>samet</author><category>Okunma: 613</category><pubDate>&nbsp;22&nbsp;09&nbsp;2007&nbsp;</pubDate></item><item><title>papatya Falı</title><link>http://www.sirinlerim.net/yazilar-goster-119-papatya_fali.html</link><description>Papatya Falının HikayesiGünlerden bir gün küçük bir tırtıl gözlerini hayata açmış.Doğal içgüdüleri ile hemen beslenmeye başlamış. Ne bulursa yemiş bir süre sonra yeterince büyüdüğünde kendine güvenli bir yer bulup bir koza örmeye başlamış.Bu kozanın içinde geçirdiği uzun sürenin sonunda rengarenk kanatlı bir kelebek olup çıkmış.Minik kelebek uçabiliyor olmanın verdiği mutlulukla uçmaya başlamış. Dağlar tepeler aşmış ormanın her yerini dolaşmış derken vadiye gelmiş. Rengarenk çiçeklerin bulunduğu bir vadiye.Etrafına şaşkın şaşkın bakarken vadinin öbür ucunda bir papatya görmüş.Bir anda afallamış ne düşüneceğini ne yapacağını bilememiş. Ne muhteşem bir çiçek diye geçirmiş içinden, vakit kaybetmeden yüzlerce renkli hoş kokulu çiçeğin üzerinden geçip doğruca papatyanın yanında almış soluğu.-Merhaba papatya, sizi uzaktan gördüm ve yanınıza gelmek istedim.Nazlı papatya şöyle bir bakmış konuğuna-Merhaba demiş. Bende zaten yalnızlıktan sıkılmıştım.Ve konuşmaya başlamışlar.Kelebek ona hayat hik...</description><author>samet</author><category>Okunma: 516</category><pubDate>&nbsp;20&nbsp;09&nbsp;2007&nbsp;</pubDate></item><item><title>HAYAT DERSİ</title><link>http://www.sirinlerim.net/yazilar-goster-118-hayat_dersi.html</link><description>Bu hikaye Japonya'da yaşanmış gerçek bir olayı anlatmaktadır:Evini yeniden dekore ettirmek isteyen Japon bunun için bir duvarı yıkar. Japon evlerinde genellikle iki tahta duvar arasında çukur bir boşluk bulunur. duvarı yıkarken, orada dışardan gelen bir çivinin ayağına battığı için sıkışmış bir kertenkele görür. Adam bunu gördüğünde kendini kötü hisseder ve aynı zamanda meraklanırda kertenkelenin ayağına çakılmış çiviyi görünce. Muhtemelen bu çivi 10 yıl önce, ev yapılırken çakılmıştı. Nasıl olmuştu da kertenkele bu pozisyonda hiç kıpırdamadan 10 yıl boyunca yaşamayı başarmıştı? Karanlık bir duvar boşluğunda hiç kıpırdamadan 10 yıl boyunca yaşamak çok zor olmalıydı. Sonra bu kertenkelenin 10 yıldır hiç kıpırdamadan nasıl 10 yıl yaşadığını düşündü- ayak çivilenmişti!!..Böylece çalışmayı bırakır ve kertenkeleyi izlemeye başlar, ne yiyor acaba? Sonra nereden çıktığını fark edemediği başka bir kertenkele gelir ağzında taşıdığı yemekle...İnanılmaz!!! Adamı sersemletir gördüğü manzara. Bu na...</description><author>samet</author><category>Okunma: 689</category><pubDate>&nbsp;12&nbsp;09&nbsp;2007&nbsp;</pubDate></item><item><title>GERÇEK SEVGİ</title><link>http://www.sirinlerim.net/yazilar-goster-117-gercek_sevgi.html</link><description>Bir gün sormuşlar ermişlerden birine: 'Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?' Bakın göstereyim demiş, ermiş. Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasındanda derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar. 'Ermiş bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz' diye bir de şart koymuş. Peki demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan. Bunun üzerine şimdi demiş ermiş, sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe. Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa. 'Buyurun' deyince, her biri uzunboylu kaşığını çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki kardeşine uzatarakiçirmiş. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışla...</description><author>samet</author><category>Okunma: 899</category><pubDate>&nbsp;10&nbsp;09&nbsp;2007&nbsp;</pubDate></item><item><title>BİR KÜÇÜK TEBESSÜM</title><link>http://www.sirinlerim.net/yazilar-goster-116-bir_kucuk_tebessum.html</link><description>Küçük kız, hüzünlü bir yabancıya gülümsedi. Bu gülümseme adamın kendisini daha iyi hissetmesine sebep oldu. Bu hava içinde yakın geçmişte kendisine yardım eden bir dosta teşekkür etmediğini hatırladı. Hemen bir not yazdı, yolladı. Arkadaşı bu teşekkürden o kadar keyiflendi ki, her öğlen yemek yediği lokantada garson kıza yüklü bir bahşiş bıraktı. Garson kız ilk defa böyle bir bahşiş alıyordu. Aksam eve giderken, kazandığı paranın bir parçasını her zaman köşe basında oturan fakir adamın şapkasına bıraktı.Adam öyle ama öyle minnettar oldu ki. İki gündür boğazındanaşağı lokma geçmemişti. Karnını ilk defa doyurduktan sonra, bir apartman bodrumundaki tek odasının yolunu ıslık çalarak tuttu. Öyle neşeliydi ki, bir saçak altında titresen köpek yavrusunu görünce, kucağına alıverdi. Küçük köpek gecenin soğuğundan kurtulduğu için mutluydu. Sıcak odada sabahakadar koşuşturdu. Gece yarısından sonra apartmanı dumanlar sardı. Bir yangın başlıyordu. Dumanı koklayan köpek öyle bir havlamaya başladı ki...</description><author>samet</author><category>Okunma: 509</category><pubDate>&nbsp;08&nbsp;09&nbsp;2007&nbsp;</pubDate></item><item><title>HAYATA FARKLI AÇIDAN BAKMAK</title><link>http://www.sirinlerim.net/yazilar-goster-115-hayata_farkli_acidan_bakmak.html</link><description>Bir gün New-York'ta bir grup iş arkadaşı, yemek molasında dışarıya çıkar. Gruptan biri, Kızılderili'dir. Yolda yürürken insan kalabalığı, siren sesleri, yoldaki iş makinelerinin çıkardığı gürültü ve korna sesleri arasında ilerlerken, Kızılderili, kulağına cırcır böceği sesinin geldiğini söyleyerek cırcır aramaya baslar. Arkadaşları, bu kadar gürültünün arasında bu sesi duyamayacağını, kendisinin öyle zannettiğini söyleyip yollarına devam eder. Aralarından bir tanesi inanmasa da, onunla aramaya devam eder. Kızılderili, yolun karsı tarafına doğru yürür, arkadaşı da onu takip eder. Binaların arasındaki bir tutam yeşilliğin arasında gerçekten bir cırcır böceği bulurlar. Arkadaşı, Kızılderili'ye: 'Senin insanüstü güçlerin var. Bu sesi nasıl duydun?' diye sorar. Kızılderili ise; bu sesi duymak için insanüstü güçlere sahip olmaya gerek olmadığını söyleyerek, arkadaşına kendisini takip etmesini söyler. Kaldırıma geçerler ve Kızılderili cebinden çıkardığı bozuk parayı kaldırımda yuvarlar. Birço...</description><author>samet</author><category>Okunma: 523</category><pubDate>&nbsp;06&nbsp;09&nbsp;2007&nbsp;</pubDate></item><item><title> AYAKKABI</title><link>http://www.sirinlerim.net/yazilar-goster-113-ayakkabi.html</link><description>Ayakkabıcı, yeni getirdiği malları vitrine yerleştirirken, sokaktaki bir çocuk onu izlemekteydi. Okullar kapanmak üzere olduğundan, spor ayakkabılara rağbet fazlaydı. Gerçi mallar lüks sayılmazdı ama, küçük bir dükkan için yeterliydi. Onların en güzelini öntarafa koyunca, çocuk vitrine doğru biraz daha yaklaştı. Fakat bir koltuk değneği kullanmaktaydı. Hem de güçlükle.. Adam ona bir kez daha göz attı. Üstündeki pantolonun sol kısmı, dizinin alt kısmından sonra boştu. Bu yüzden de sağa sola uçuşuyordu. Çocuğun baktığı ayakkabılar, sanki onu kendinden geçirmişti.Bir müddet öyle durdu. Daldığı hülyadan çıkıp yola koyulduğunda, adam dükkandan dışarı fırlayıp: - Küçükk!. diye seslendi. Ayakkabı almayı düşündün mü? Bu seneki modeller bir harika!.Çocuk, ona dönerek:- Gerçekten çok güzeller!. diye tebessüm etti. Ama benim bir bacağım doğuştan eksik.- Bence önemli değil!. diye, atıldı adam. Bu dünyada her şeyiyle tam insan yok ki!. Kiminin eli eksik, kiminin de bacağı. Kiminin de aklı ya da vic...</description><author>samet</author><category>Okunma: 185</category><pubDate>&nbsp;27&nbsp;08&nbsp;2007&nbsp;</pubDate></item><item><title>GELECEĞİNİ BİLİYORDUM</title><link>http://www.sirinlerim.net/yazilar-goster-112-gelecegini_biliyordum.html</link><description>Savaşın en kanlı günlerinden biri.. Asker, en iyi arkadaşının az ileride kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altındaydılar. Asker teğmene koştu ve:- Teğmenim. Fırlayıp arkadaşımı alıp gelebilir miyim?..Delirdin mi? der gibi baktı teğmen...- Gitmeye değer mi?. Arkadaşın delik deşik olmuş...Büyük olasılıkla ölmüştür bile.. Kendi hayatini da tehlikeye atma sakin..Asker ısrar etti ve teğmen Peki  dedi.. Git o zaman.. İnanılması güç bir mucize.. Asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı. Onu sırtına aldı ve koşa döndü.. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Teğmen, kanlar içindeki askeri muayene etti.. Sonra onu sipere taşıyan arkadaşına döndü:- Sana değmez, hayatini tehlikeye atmana değmez, demiştim. Bu zaten ölmüş..- Değdi teğmenim. dedi asker..- Nasıl değdi? dedi teğmen.. Bu adam ölmüş görmüyor musun?..- Gene de değdi komutanım.. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı.. Onun son sözlerini duymak, dünyaya...</description><author>samet</author><category>Okunma: 143</category><pubDate>&nbsp;16&nbsp;08&nbsp;2007&nbsp;</pubDate></item><item><title>ANNE MERHAMETİ</title><link>http://www.sirinlerim.net/yazilar-goster-110-anne_merhameti.html</link><description> “Bebeğimi görebilir miyim?” dedi yeni anne. Bebeğinin minik yüzünü görmek için kundağı açtı ve şaşkınlıkla adeta nutku tutuldu! Anne ve bebeğini seyreden doktor, hızla arkasını döndü ve camdan bakmaya başladı. Bebeğin kulakları yoktu... Muayenelerde, bebeğin duyma yetisinin etkilenmediği, sadece görünüşü bozan bir kulak yoksunluğu olduğu anlaşıldı Aradan yıllar geçti, çocuk büyüdü ve okula başladı. Bir gün okul dönüşü eve koşarak geldi ve kendisini annesinin kollarına attı. Hıçkırıyordu... Bu onun yaşadığı ilk büyük hayal kırıklığıydı; ağlayarak:“Büyük bir çocuk bana ucube dedi...” Küçük çocuk bu üzüntüyle büyüdü. Arkadaşları tarafından seviliyordu ve oldukça da başarılı bir öğrenciydi. Sınıf başkanı bile olabilirdi; eğer insanların arasına karışmış olsaydı. Annesi, her zaman ona:“Genç insanların arasına karışmalısın” diyordu.Ancak aynı zamanda yüreğinde derin bir acıma ve şefkat hissediyordu. Delikanlının babası, aile doktoru ile oğlunun sorunu ile ilgili görüştü;“Hiçbir şey yapılama...</description><author>samet</author><category>Okunma: 174</category><pubDate>&nbsp;11&nbsp;08&nbsp;2007&nbsp;</pubDate></item></channel></rss>