<?xml version="1.0" encoding="windows-1254"?><rss version="2.0"><channel><title>CcPortal.Net - Köşe Yazıları için özet akışı..</title><link>http://www.sirinlerim.net</link><description>abone konusu eklenir</description><webMaster>sirinlerim@sirinlerim.net</webMaster><copyright>2oo6-2oo9 © Murat Selçuk</copyright><language>tr-TR</language><item><title>Yüz yıllık problem çözüldü...</title><link>http://www.sirinlerim.net/koseyazi-goster-190-yuz_yillik_problem_cozuldu.html</link><description>Sekiz yıldır tek başına çalışmalarını sürdüren Perelmann, matematik alanında yeni bir çığır açtı. Rus bilimadamı Grigori Perelman yüzyıldır çözülemeyen “Poincarvveeeacute; Conjecture” problemini çözdüğünü iddia etti.St. Petersburg’da bulunan Rus Bilimler Akademisi Steklov Matematik Enstitüsü profesörlerinden, Dr. Grigori Perelman, matematik tarihinin “Poincarvveeeacute; Conjecture” olarak bilinen problemini çözdüğünü iddia etti. Problemin kanıtının onaylanması belki de aylar alacak, ancak kanıtın onaylanmasıyla matematik dünyasını yüzyıldır meşgul eden 3-boyutlu nesneler üzerine Poincarvveeeacute; yargısı kanıtlanmış olacak. Bu buluşun sonuçları geometriden fiziğe birçok alanda değişime yol açacak. Eğer kanıtı hakemli bir araştırma dergisinde yayımlanır ve 2 yıllık deneme süresince yanlışlanmazsa, Dr. Perelman Clay Mathematics Institute taraından vaadedilen 1 milyon dolarlık bir ödülün sahibi olacak, ve kanıt kendi adıyla anılacak. Dr. Perelman’ın bu çalışmasıyla ilgili dedikodular Kas...</description><author>MuratSelcuk</author><category>Okunma: 214</category><pubDate>&nbsp;23&nbsp;03&nbsp;2010&nbsp;20:50:46&nbsp;</pubDate></item><item><title>Açıklanamayan İnsan Davranışları</title><link>http://www.sirinlerim.net/koseyazi-goster-189-aciklanamayan_insan_davranislari.html</link><description>Atomu bölen, insanın aya kadar gitmesini sağlayan ve hatta DNA'sını çözen bilim, insanoğlunun bazı gizemli davranışlarını açıklamak konusunda yetersiz kalıyor.İngiliz The Daily Telegraph gazetesinde yayımlanan habere göre, The New Scientist dergisi, insanların, bilim dünyasının açıklayamadığı davranışlarını sıraladı. Nedenlerine ilişkin değişik teorilere de yer verilen listede şu davranış biçimleri sıralandı: YÜZ KIZARMASI: İngiliz doğa tarihçisi Charles Darwin, insanın yalan söylediğinde diğerlerinin bunu anlamasını sağlamak için yüzünün kızaracağı şekilde evrimleştiği teorisiyle açıklamaya çalıştı. Bazı bilim adamları ise bunun zayıflığı ifşa ederek, olaylarla yüzleşmeye ya da daha içten davranmaya yardımcı olduğu fikrini savundu. KAHKAHA ATMAK: İnsanın ruh halini iyileştiren endorfin hormonu nedeniyle güldüğü düşünülüyor. Ancak 10 yıllık bir araştırmanın sonuçları, insanın espriden çok vasat sözler karşısında kahkaha attığını ortaya koyuyor. ÖPÜŞMEK: Tüm toplumlarda görülmeyen, bu d...</description><author>MuratSelcuk</author><category>Okunma: 508</category><pubDate>&nbsp;07&nbsp;08&nbsp;2009&nbsp;14:20:11&nbsp;</pubDate></item><item><title>Cern Deneyi</title><link>http://www.sirinlerim.net/koseyazi-goster-188-cern_deneyi.html</link><description>Bu yazı, Esenler Yunus Emre İlköğretim Okulu 5-G Sınıfı Öğrencisi Melis Kalkan'ın konuşma ödevi yazısıdır. ATLAS DENEYİ Evrenin nasıl oluştuğunu anlamak için bilim adamları bir araya geldi. Son yüzyılın en büyük deneyi. Acaba evreni tanrı mı yaratmıştı yoksa Dünya kendi kendine mi oluşmuştu. Bunun için de aralarında Türklerin de bulunduğu 5 binden fazla fizikçi ve mühendisin 10 yılı aşkın süredir üzerinde çalıştığı son yılların en büyük bilim projesi. Proje Fransa-İsviçre sınırlarında Cenevre yakınlarında yerin yüz metre altında 27 km’lik daireyi bir tünel olarak inşa edildi. Deney 10 Eylülde başladı. Deneyi yapan Cern'dir. Cern Amerika'ya karşı bilimin sadece onlarında elinde olmamasını göstermek amacıyla kurulmuştur. Çoğu üyesi Avrupa ülkeleridir. Türkiye bu gruba üye değildir. Komşusu Bulgaristan ise deneyin ilk sahiplerindendir. Eğer bu deney gerçekleşirse 13,6 milyar yıl önceki ortamı görülecektir. Dünya'nın en ufak parçası olan 2 protonun çarpıştırılmasıyla gerçekleşecektir. 2 pr...</description><author>MuratSelcuk</author><category>Okunma: 2494</category><pubDate>&nbsp;27&nbsp;10&nbsp;2008&nbsp;23:10:00&nbsp;</pubDate></item><item><title>Hangi Hayvan Renk Değiştirir?</title><link>http://www.sirinlerim.net/koseyazi-goster-187-hangi_hayvan_renk_degistirir.html</link><description>Kalıptan kalıba, şekilden sekile giren, daha doğrusu karakter dengesi bozuk olanlara çok defa Bukalemun gibi adam denir. Evet, Bukalemun üzerinde bulunduğu şeyin rengini alan tek hayvandır. Yaprağın üzerindeyken yeşil, kiremitteyken kırmızı, toprağın üzerinde gridir. Sürüngenler sınıfından olan Bukalemun, kertenkeleye benzeyen 15-20 santim büyüklüğünde bir hayvandır. Böcek yiyerek geçindiği için dili çok uzundur. Gerektiğinde uzun kuyruğunu bir tutunma organı olarak kullanır. Gözlerinin arasında bağlantı olmayan ender hayvanlardan biridir. Gözleri ayrı ayrı yönlere dönebilir. Daha ziyade sıcak ve rutubetli iklimi olan yerlerde bulunur. En çok bulunduğu yer Madagaskardır. Türkiye'de de güney sahillerimizde rastlanır....</description><author>AhmetErkanALP</author><category>Okunma: 2517</category><pubDate>&nbsp;09&nbsp;05&nbsp;2008&nbsp;17:48:00&nbsp;</pubDate></item><item><title>Balıklar Ne Yerler?</title><link>http://www.sirinlerim.net/koseyazi-goster-186-baliklar_ne_yerler.html</link><description>Büyük balıklar ve orta büyüklükteki balıklar,kendi soylarından daha küçükleri yemekle geçinirler. Bu,konuşma diline geçmiş bir deyimdir: (Büyük balık,küçük balığı yer ) derler. Bizim üzerinde duracağımız konu,küçük balıkların ne yiyerek geçindiğidir. Bunlar,küçük, çok küçük, mikroskobik deniz canlılarını, yahut da bitkicikleri yerler....</description><author>AhmetErkanALP</author><category>Okunma: 59321</category><pubDate>&nbsp;09&nbsp;05&nbsp;2008&nbsp;17:40:54&nbsp;</pubDate></item><item><title>Balıklar Niçin Boğulmaz?</title><link>http://www.sirinlerim.net/koseyazi-goster-185-baliklar_nicin_bogulmaz.html</link><description>Buna yakın bir başka soruyu bir balığın sorduğunu düşünün:İnsanlar,su dışında nasıl yaşayabilirler?.. İşin aslında,insanların ihtiyacı olduğu kadar, balıkların da oksijene ihtiyaçları vardır. Biz oksijeni havadan, balıklar ise sudan sağlarlar. Ciğerlerimiz, soluk alma işini düzenleyecek bir yapıdadır. Buna mukabil, balıklarında solungaçları mevcuttur. Nefes aldığımız zaman,bütün havayı ciğerlerimize çekeriz. İnce kan damarcıkları,gerekli oksijeni açığa çıkarır,geriye kalanı da çevirirler. Balıklar ise, solungaçlarıyla suyu alırlar. Aşağı yukarı aynı şekilde oksijeni tutar, geriye kalanı döndürürler. Balıkların solungaçları,başlarının yan tarafındadır. Yapısı dolayısıyla,bunları kulak zannedenler olabilir. Bir balığın sudaki hareketlerini gözleyecek olursanız,hiç fasılasız bir şekilde ağzını açıp kapamakta olduğunu müşahede edersiniz. Bu durumda,suyu yutmakta değildir.Sadece solumaktadır....</description><author>AhmetErkanALP</author><category>Okunma: 1118</category><pubDate>&nbsp;09&nbsp;05&nbsp;2008&nbsp;17:33:01&nbsp;</pubDate></item><item><title>Balıklar Su Dışında Yaşar mı?</title><link>http://www.sirinlerim.net/koseyazi-goster-184-baliklar_su_disinda_yasar_mi.html</link><description>Bir balık, canlılığını, mümkün kılan,hayatını devam ettirmesini sağlayan işlemlerle diğer herhangi bir hayvandan farksızdır. İnsanlar eskiden beri, balıkların kalbi varmı, işitebilirler mi, koku alırlar mı, tat alma duyguları var mıdır diye sora gelmiştir. Balığın midesi,bağırsakları,kalbi, sinir sistemi vardır. Acı duyar. Dokunma duyusunda şaşırtıcı bir duyarlılık olduğunu söyleyebiliriz. Tat alma ve hissetme duyularını derisiyle yerine getirir. Ayrıca koku alma organları, iç kulakları bulunmaktadır. Hepimizin bildiği gibi, balıklar solungaçlarıyla solurlar. Ağızdan alınan su devamlı olarak bunlardan geçer. Fakat suyun dışında az da olsa belirli bir süre kalabilen balıklar mevcuttur. Uçan balık, zamanının çoğunu su dışında geçirmemesine rağmen ilginç bir örnektir. Suda hızla yüzer ve kuyruğunu sert, şiddetli hareketlerle oynatır. Sonra bedeninin yan tarafındaki kanatçıkları açılırcasına yayılır, hızı artar ve sudan dışarı sıçrar. Bu durumun daha ilginç bir örneği tüneyen balık tır. Bu...</description><author>AhmetErkanALP</author><category>Okunma: 16505</category><pubDate>&nbsp;09&nbsp;05&nbsp;2008&nbsp;17:24:32&nbsp;</pubDate></item><item><title>Atlar Nasıl Ayakta Uyuyabiliyorlar?</title><link>http://www.sirinlerim.net/koseyazi-goster-183-atlar_nasil_ayakta_uyuyabiliyorlar.html</link><description>Amerikan kovboy filmlerinde, atların geceleri kamplarda veya gündüz barların önünde daima ayakta, binilmeye hazır vaziyette durduklarını seyrederiz. Doğrudur, atlar nadiren yatarlar, genellikle hasta oldukları veya doğum yapacakları zaman. Atlar günlerce, hatta haftalarca yere yatmadan ayakta durabilirler ve yol gidebilirler. Ayakta dururken dizlerini kilitlemeleri ve uyumaları mümkündür. Siz bunu denerseniz, beyninizin üstüne düşmeniz kesindir. Bilim insanları, atların ayakta iken daha rahat olduklarını ve daha az enerji sarf ettiklerini söylüyorlar. Çünkü atın vücudu bir hayli büyüktür ve yatarken nefes almasında iç organları kimi güçlüklere yol açar....</description><author>AhmetErkanALP</author><category>Okunma: 958</category><pubDate>&nbsp;09&nbsp;05&nbsp;2008&nbsp;17:22:26&nbsp;</pubDate></item><item><title>Arı Nasıl Bal Yapar?</title><link>http://www.sirinlerim.net/koseyazi-goster-182-ari_nasil_bal_yapar.html</link><description>Arının bal yapmasındaki sebep,ondan besin maddesi olarak yararlanmaktır. Yani bal yapma işlemi,arı kolonisi (topluluğu) için besin maddesi depolamak sayılabilir. Bir çiçeğe konan arı, onun özünü alır. Çiçekten aldığı özü, kovana götürmek için bal torbasında taşıyacaktır. Bal torbacığı, arının karın kısmının ön tarafında bulunur.Sindirim sisteminin genişlemesinden oluşmuş bir torba görünüşündedir. Bu kesimi mideden ayıran bir kapak vardır. Balın yapılmasında ilk adım, çiçek özü arının bal torbacığındayken olur. Çiçek özündeki şeker kimyasal bir değişim geçirir. İkinci adım,çiçek özünde bulunan büyük miktardaki suyun alınmasıdır. Bu iş buharlaşma yoluyla yapılır.Havalandırma ve kovandaki ısı,gereken buharlaşmayı sağlar. Arılar tarafından petekte depolanan bal olgunlaşmağa bırakılır. Bunun depolanmasındaki amaç,daha önce de belirtmiş olduğumuz gibi gelecek için besin sağlamaktır. Sırası gelmişken bir noktayı daha belirtelim.Arı çiçek özü sağlamanın yolunu bulamazsa,çeşitli böceklerin salg...</description><author>AhmetErkanALP</author><category>Okunma: 3495</category><pubDate>&nbsp;04&nbsp;05&nbsp;2008&nbsp;16:34:40&nbsp;</pubDate></item><item><title>Balina Niçin Su Fışkırtır?</title><link>http://www.sirinlerim.net/koseyazi-goster-181-balina_nicin_su_fiskirtir.html</link><description>Balina bir balıktır ama, aynı zamanda memeli hayvanlar türündendir. Başka türlü söylemek gerekirse ,yavrularını yumurtayla,yumurtlayarak değil, doğurarak dünyaya getiren sıcak kanlı hayvanlar gurubuna girer. Yavru balina, tıpkı öteki memelilerde olduğu gibi annesinin sütüyle beslenerek büyür. Bu açıklamadan çıkan sonuç, balinanın da denizde yaşayan diğer bazı memeliler gibi,bir zamanlar karada yaşayan atalarının soyundan geldiğidir. Zamanla kendilerini suda yaşamağa uydurmuş olan balinaların bu hale gelmesi, kuşkusuz binlerce, milyonlarca yıllık bir değişimin sonucudur. Balinalar solungaçlarla değil,ciğerleriyle soluk alıp verirler. Zamanla oluşan en büyük ve en önemli değişim, onların solunum sistemindedir. Burun delikleri başlarının ön kısmında ve tepededir. Balinalar suyun altında bulundukları süre burun delikleri küçük sübabçıklar vasıtasıyla kapalıdır. Hava ağızlarından ayrı tutulmuş durumdadır.Dolayısıyla ciğerlerine su almak tehlikesi söz konusu değildir.Ciğerdeki kullanılmış ha...</description><author>AhmetErkanALP</author><category>Okunma: 1021</category><pubDate>&nbsp;04&nbsp;05&nbsp;2008&nbsp;16:30:02&nbsp;</pubDate></item><item><title>Tellere Konan Kuşlar Neden Çarpılmıyorlar?</title><link>http://www.sirinlerim.net/koseyazi-goster-180-tellere_konan_kuslar_neden_carpilmiyorlar.html</link><description>İnsanların dokundukları anda kömür oldukları binlerce volt cereyan taşıyan elektrik tellerine konan kuşlar nasıl oluyor da cereyana kapılmıyorlar? Çünkü topraklanmamışlardır. Çünkü tam bir devre meydana getirmezler. Çünkü kısa devre yaratmazlar. Tüm bu ' çünkü'lerin anlamı esasında aynı yola çıkar. Elektriğin, elektronların komşu atomlara çarpıp onları titreştirmesi ile iletilen bir enerji olduğunu hepimiz biliyoruz. Bir jeneratörden, kablonun içindeki iki telden biri ile çıkan akım, lambayı yakıp, görevini yaptıktan sonra diğer nötr telden geri döner. Elektrik akımı direnci sevmez. Eve dönmek için daima en kısa ve kolay yolu tercih eder. Bir su birikintisi içinde iseni/ ve elektrikli bir tele dokunursanız, akım telden en kolay yol olan vücudunuza girer, oradan da son derece iletken olan su birikintisine geçerek, topraktan eve döner. Elektrik telleri üzerine konan kuşların toprakla alakaları yoktur. Onlar elektriğin evine dönmesi için bir kısa yol yaratmazlar. Elektrik onların vücudund...</description><author>AhmetErkanALP</author><category>Okunma: 648</category><pubDate>&nbsp;04&nbsp;05&nbsp;2008&nbsp;16:12:58&nbsp;</pubDate></item><item><title>Kuşlar Neden V Şeklinde Uçuyorlar?</title><link>http://www.sirinlerim.net/koseyazi-goster-179-kuslar_neden_v_seklinde_ucuyorlar.html</link><description>Sadece kazlar değil, martılar, pelikanlar gibi büyük su kuşları da filo olarak toplu halde giderken 'V şekli oluşturarak uçarlar. Bunun nedeni ile ilgili kesin olmayan, tartışmaya açık çeşitli görüşler vardır. Biz bunlardan en çok rağbet gören ikisinden bahsedelim. Birinci görüşe göre, sürünün 'V şeklinde uçmasının amacı enerji tasarrufudur. Bu uçuş şekli ile öncelikle en öndeki kuş, bir arkadaki kuşa gelecek rüzgarı ve hava direncini engeller ve daha az enerji sarf etmesini sağlar. Bunun bir başka örneği de bisiklet takım yarışlarında birbiri arkasına saklanarak giden ve sık sık en öndekini değiştiren yarışmacılarda da görülür. Araba yarışlarında da arkadaki araba öndekine mümkün olduğunca yaklaşarak, onun kestiği rüzgar ve hava akımının avantajı ile daha az yakıt harcamayı amaçlar. Bu şekilde uçan kuşlarda da sık sık en öndeki liderin değiştiği ileri sürülmektedir. Yine bu görüşe göre, öndeki kuş kanadını çırptığında, kanadının ucunda bir hava boşluğu, yani bir girdap yaratır, arkada...</description><author>AhmetErkanALP</author><category>Okunma: 829</category><pubDate>&nbsp;04&nbsp;05&nbsp;2008&nbsp;16:03:21&nbsp;</pubDate></item><item><title>Kırmızı Renk Boğaları Neden Kızdırır?</title><link>http://www.sirinlerim.net/koseyazi-goster-178-kirmizi_renk_bogalari_neden_kizdirir.html</link><description>Aslında kırmızı renk hiçbir boğayı kızdırmaz. Çünkü boğalar renk körüdür ve kırmızıyı diğer renklerden ayırt edemezler. Boğa güreşinde matador boğayı eline aldığı şapkasını şalını sallayarak kızdırır. Boğanın kırmızı şala saldırdığı inancı yanlıştır. İspanya'da boğaların kırmızı renge saldırdığı inancı, matadorların kırmızı başlık kullanmaları nedeni ile yaygınlaşmıştır. Halbuki başlıklarda bu renk boğayı kızdırmak için değil, seyircilere hoş görüntü verebilmek için seçilmişti. Kırmızı renk aslında insanları etkiler. Yapılan deneylerde bu rengin insanlarda kan basıncını yükseltip, kalp atışını hızlandırdığı saptanmıştır. Bunun nedeninin de kırmızının, kanın rengi olduğu sanılmaktadır. Boğalar arenada kırmızı rengi görünce asabileşmezler. Kendinizi boğanın yerine koyun. Etrafınızdaki çığlık atan binlerce insanın ortasında, tozlu, gürültülü ve çok sıcak bir ortamda, sırtınıza saplanmış onca kılıcın acısı içinde, bir de şapkasını şalım sallaya sallaya üstünüze gelen bir adam varsa, yani k...</description><author>AhmetErkanALP</author><category>Okunma: 1085</category><pubDate>&nbsp;04&nbsp;05&nbsp;2008&nbsp;16:00:36&nbsp;</pubDate></item><item><title>Kediler Nasıl Hep Dört Ayak Üzerine Düşerler?</title><link>http://www.sirinlerim.net/koseyazi-goster-177-kediler_nasil_hep_dort_ayak_uzerine_duserler.html</link><description>Bilimsel olarak izahı biraz zor. Bilime göre düşen bir cisme dışarıdan bir kuvvet uygulamazsanız, ona açısal bir dönme hareketi kazandıramazsınız. Gerçi bir kule atlayıcısı, havuza düşmeden önce havada birkaç kez takla atar, kendi ekseni etrafında döner ama bu tramplen veya kuleyi terk ederken ayakları ile başlattığı bir dönme hareketidir. Sırtüstü düşen bir kedi önce bacaklarını kendisine, kuyruğunu da bacaklarının arasına çeker, başını yere bakacak şekilde döndürür. Belirli bir noktada tam tersim yaparak bacaklarını ve kuyruğunu açar ve vücudu tam ters yöne, yani yere doğru döner. Böylece paraşüt etkisi yaratarak, hızını da frenler ve inişin yumuşak olmasını sağlar. Yapılan deney ve gözlemlerde bir kedinin alçak bir yerden düşmesinin, yüksek bir yerden düşmesine göre çok daha fa/la hasar yaratabileceği tespit edilmiştir. Örneğin yaklaşık 100 metre yüksekliğindeki, 32 katlı bir binanın tepesinden düşen bir kediye hiçbir şey olmazken, 7 katlı binalardan düşenlerde ciddi sakatlıklar, ha...</description><author>AhmetErkanALP</author><category>Okunma: 381</category><pubDate>&nbsp;04&nbsp;05&nbsp;2008&nbsp;15:53:39&nbsp;</pubDate></item><item><title>Yağmurda Karıncalara Neden Bir Şey Olmuyor?</title><link>http://www.sirinlerim.net/koseyazi-goster-176-yagmurda_karincalara_neden_bir_sey_olmuyor.html</link><description>Bir karıncayı alın, suyun içine batırın, saatlerce tutun ölmez. Sudan çıkardığınızda ölü gibi görünür ama birkaç saat içinde kendine gelir. Biz insanlar böyle suya batırılsak, nefes alamadığımız için oksijensizlikten ölürüz ama su karıncaların çok ince olan nefes tüplerinden içeri giremez. Karbondioksitten narkoz yemiş gibi olurlar. Tabii ki bu süre çok uzarsa onlar da ölürler ama dayanma süreleri inanılmazdır. Ne var ki, karıncalar yağmur ve seller altında bu şekilde nefeslerini tutarak mücadele vermiyorlar. Yağmuru hissedince yuvalarına giriyorlar ve giriş yollarını tıkıyorlar. Ateş karıncası denilen bir türünde ise karıncalar birbirlerine tutunarak sel sularının üstünde yüzüyorlar. Bir yerde karaya vurup çıkıyorlar. Tabii kraliçe karınca ortada, yüksekte ve mümkün olduğunca kuru tutuluyor. Karınca yuvaları inşaat tekniği olarak örnektirler. Yuvanın girişine bağlı ve buradaki suyu alıp başka tarafa verebilen birçok tünel daha inşa ederler. Bazıları ise yuvalarının üstünü öyle sağlam ...</description><author>AhmetErkanALP</author><category>Okunma: 267</category><pubDate>&nbsp;04&nbsp;05&nbsp;2008&nbsp;14:00:34&nbsp;</pubDate></item><item><title>Örümcek Ağının Özelliği Nedir?</title><link>http://www.sirinlerim.net/koseyazi-goster-175-orumcek_aginin_ozelligi_nedir.html</link><description>Örümcekler günümüz teknolojisinin bile çözemediği inanılmaz canlılardır. Örümcek ağının çok özel nitelikleri olan sağlamlık ve esneklik bugüne kadar taklit edilemedi. Aynı çaptaki bir çelik telden iki kat daha güçlü olan bu doku ne kadar çekilirse çekilsin orijinal durumuna dönecek kadar esnektir. Örümcek ağları kendine yüksek hızla çarpan nesneleri yırtılmadan esneyerek frenler. Tekrar gerisin geriye yaylanmadığından nesne ters yöne fırlamaz, yapışır kalır. Örümcek ağının esneme kapasitesi bugün yapay olarak üretilmiş en iyi telin neredeyse dört katıdır. Bu maddeyi yapay olarak elde etmeyi hala başaramayan bilim insanlarının örümcek çiftliği kurup, örümcekleri sağarak, ipliklerini aldıklarını biliyor muydunuz? Yaklaşık 2,5 santimetre boyundaki bu örümceklerden günde hayvan başına 320 metre (yaklaşık 3-5 gram) iplik elde ediliyor ve bu iplikler ABD ordusuna kurşun geçirmez yelek yapmada kullanılıyor. Dünyada 34 bin örümcek cinsi tespit edilmiştir. Yani her cins örümcek farklı özellikle...</description><author>AhmetErkanALP</author><category>Okunma: 646</category><pubDate>&nbsp;04&nbsp;05&nbsp;2008&nbsp;13:52:27&nbsp;</pubDate></item><item><title>Yarasalar Neden Kan Emer?</title><link>http://www.sirinlerim.net/koseyazi-goster-174-yarasalar_neden_kan_emer.html</link><description>Çoğumuz belki hayatımızda hiç yarasa görmemişizdir. Çünkü yarasalar insanlardan uzaklarda, genellikle mağara kovuklarında yaşar ve geceleri zifiri karanlıkta ortaya çıkarlar. Yarasalar tabiatın harikulade yaratıklarından biridir. İnanılmaz özelliklere ve örnek bir toplumsal dayanışmaya sahiptirler. Dünyada 900 değişik yarasa cinsi olduğu biliniyor. Kan ile beslenmeleri insanların gözünde onları vampir ile özdeşleştirmiş, hep korkulan bir hayvan olmuşlardır. Halbuki yarasaların Çoğu kan ile beslenmez. Zararlı böcekleri yiyerek insanlığa faydalan dokunur. Sadece bir yarasa bir saat içinde 300 böcek yiyebilir. Muz, avakodo gibi ticari değeri yüksek ağaçların çoğalmaları için polenlerinin taşınmasında en önemli rolü yarasalar oynar. Şimdi gelelim yarasaların şaşırtıcı özelliklerine. Bir kere yarasa uçabilen tek memeli hayvandır. Dünyada nüfus sayısı olarak da ikinci sıradadırlar. Dünyanın en küçük memelisi de bir yarasa türüdür. İlk olarak Tayland'da keşfedilen bu minik yarasa 2-3 gram ağı...</description><author>AhmetErkanALP</author><category>Okunma: 408</category><pubDate>&nbsp;04&nbsp;05&nbsp;2008&nbsp;13:42:05&nbsp;</pubDate></item><item><title>Bir Kanguru Ne Kadar Sıçrar?</title><link>http://www.sirinlerim.net/koseyazi-goster-173-bir_kanguru_ne_kadar_sicrar.html</link><description>Kangurular sert toprakta bile çok hızla yol alır ve uzun mesafeli seri sıçramalar yapabilirler. Bazı kanguruların, 9 metre mesafeye ve 3 metre yüksekliğe kadar sıçrayabildikleri kesinlikle bilinmektedir. Ayrıca saatte 65 kilometre hızla koşarlar. Kalın kuyrukları çok kuvvetli olduğundan, sıçramaları ve kavgaları esnasında onlara destek görevini yerine getirir....</description><author>AhmetErkanALP</author><category>Okunma: 507</category><pubDate>&nbsp;04&nbsp;05&nbsp;2008&nbsp;13:36:24&nbsp;</pubDate></item><item><title>Bir Kurbağa Ne Kadar Sıçrayabilir?</title><link>http://www.sirinlerim.net/koseyazi-goster-172-bir_kurbaga_ne_kadar_sicrayabilir.html</link><description>Bir kurbağanın ne kadar uzağa sıçrayabildiği,onun türüne ve hangi şartlar altında sıçradığına göre değişir.Bazı kurbağaların 2. 5 metre mesafeye kadar sıçradığı öne sürülmektedir. Ancak,normal şartlarda herhangi bir kurbağa yaklaşık olarak 1 metre mesafeden fazla sıçrayamaz....</description><author>AhmetErkanALP</author><category>Okunma: 441</category><pubDate>&nbsp;04&nbsp;05&nbsp;2008&nbsp;13:34:12&nbsp;</pubDate></item><item><title>Bir Tırtıl Nasıl Kelebek Olur?</title><link>http://www.sirinlerim.net/koseyazi-goster-171-bir_tirtil_nasil_kelebek_olur.html</link><description>Kelebeğin asla bir şey yemediğini belki duymuşsunuzdur.Bu söz,sadece bazı kelebekler için geçerlidir. Bir tırtılın nasıl kelebek olduğunun hikayesi, sonradan kelebeğin hiç bir şey yemeyişinin nedenini yeterince açıklayabilir sanıyoruz. Dişi kelebek hayatı süresinde, 100 ile birkaç bin arasında yumurta yumurtlar. Yumurtalarım yakınında bıraktığı bitki konusunda son derece titizdir. Bu bitki, onun soyunun devamı bakımından yararlı olacaktır. Belirli bir çevrede böyle bir bitkiden sadece bir tek olması bile dişi kelebeğe yeter.Yumurtalarını oraya, o bitkinin yakınına bırakır. Yumurtalar açıldığı zaman, küçük, solucana benzeyen ,tırtıl larvası diye tanımlanan hayvancıklar çıkar. Başlangıçta, bunlar beslenerek büyürler. Birkaç kez deri (kılıf-gömlek) değiştirirler. Bu arada hiç durmaksızın yerler. Çünkü aldıkları besin sadece büyümelerini sağlamakla kalmayacak ,kelebek oldukları zaman varlıklarını sürdürebilmeleri için depo da edilecektir. Zamanla, alınan besin sayesinde kanatlar, bacaklar,...</description><author>AhmetErkanALP</author><category>Okunma: 1547</category><pubDate>&nbsp;04&nbsp;05&nbsp;2008&nbsp;11:58:23&nbsp;</pubDate></item><item><title>Dünyanın En Büyük Örümceği Hangisidir?</title><link>http://www.sirinlerim.net/koseyazi-goster-170-dunyanin_en_buyuk_orumcegi_hangisidir.html</link><description>Güney Amerika'da yaşayan Kuş yiyen örümcek dünyanın en büyük örümceğidir. Bacaklarının çevresel açıklığı da dahil, bunların çapı 25 santimetreyi bulur. Belirli bir büyüklüğü aşan bütün örümceklerde zehir kesecikleri vardır. Fakat bunlardan tehlikeli olanlar sayılıdır. Aslında, sinekleri ve zararlı böcekleri yok ettikleri için yararlıdırlar....</description><author>AhmetErkanALP</author><category>Okunma: 6236</category><pubDate>&nbsp;04&nbsp;05&nbsp;2008&nbsp;11:52:57&nbsp;</pubDate></item><item><title>Piranha </title><link>http://www.sirinlerim.net/koseyazi-goster-169-piranha.html</link><description>Piranha, Venezüella'nın orta kesimlerinden kuzey Arjantin'e kadar olan bölgedeki büyük Güney Amerika nehirlerinde yaşayan kıyıcı,son derece tehlikeli bir balıktır. Aslında, Gharacin (Şarakin) diye isimlendirilen tatlı su balığı ailesindendir. 45 santime kadar büyüyebilir ama ,genellikle 32-35 santim arasındadır. Piranha balığının başı büyük, dişleri ustura ağzı keskinliğindedir. Üst çenede testere ağzı görünüşündeki dişler, ağız kapandığı zaman alt çenedeki dişlerin aralıklarına oturur. Dişlerin keskin yüzleri birbirine karşıdır. Böylece,her çift diş küçük birer makas gibi kesme, parçalama görevini yerine getirir. Piranha'lar binlerce balıktan oluşan guruplar halinde yüzerler. İnsan da dahil,nehire düşen veya nehire girmek gafletinde bulunan her canlıya saldırır, bütün etini yiyerek sadece iskelet kısmını bırakırlar....</description><author>AhmetErkanALP</author><category>Okunma: 267</category><pubDate>&nbsp;04&nbsp;05&nbsp;2008&nbsp;11:48:17&nbsp;</pubDate></item><item><title>Sivrisinekler İnsanı Neden Sokarlar?</title><link>http://www.sirinlerim.net/koseyazi-goster-168-sivrisinekler_insani_neden_sokarlar.html</link><description>Dünyada yaklaşık üç bin sivrisinek türü olduğu bilinmektedir. Bunların çoğu insana saldırmaz. Zaten aksi olsaydı dünyanın her yerinde bulunabilen bu yaratıklar ormanda, dağda, insan bulunmayan yerlerde yaşamlarını idame ettiremezlerdi. İnsanların kanlarını emerek yaşayan sivrisinek türlerinin yalnız dişileri kan emer. Dişiler de insanların kanlarını kendi yumurtalarını üretebilmek için protein sağlayabilmek amacıyla emerler. Birçok cinste dişi sivrisinekler en azından ilk yumurtalarını kana ihtiyaç duymadan üretebilirler, fakat sonraki yumurtaları için kana ihtiyaçları vardır. Bulabildikleri her canlının kanını emerler, hatta deniz yüzeyine gelen balıklar bile ellerinden kurtulamaz. Erkekler çiçek özleri ile beslenirler. Yumurta üretme gibi bir dertleri olmadığından insanları sokmazlar. Dişi sivrisinekler avlarının yerlerini duyargaları ve üç çift ba-caklarındaki alıcılarla bulurlar. Alıcılar ile nem, ter ve ısı özelliklerini saptarlar. Sivrisineğin duyargaları bir santigradın binde bi...</description><author>AhmetErkanALP</author><category>Okunma: 338</category><pubDate>&nbsp;04&nbsp;05&nbsp;2008&nbsp;11:44:05&nbsp;</pubDate></item><item><title>Kutuplardaki Hayvanlar Nasıl Yaşıyorlar?</title><link>http://www.sirinlerim.net/koseyazi-goster-167-kutuplardaki_hayvanlar_nasil_yasiyorlar.html</link><description>Bütün memelilerin vücutlarının ısı derecesi 35 - 38 derece aralığındadır. Uçabilenlerde bu birkaç derece daha yüksektir, insan ısıya karşı çok hassastır. Hava sıcaklığı 30 derece olunca denize girer de, 5 derecede üzerine palto giyer. Oysa hayvanların giysileri yoktur. Köpekler eksi 40 derecede kutuplarda kızak çeker, buzlu sularda balıklar çırılçıplak yüzerler. Aslında ısıdan etkilenmek sadece insana mahsus değildir. Güneşin bulut arkasına girmesi ile havadaki iki derecelik ısı düşüşü uçan sineği zor yürür hale getirebilir. Öğlen güneşinde zıp zıp zıplayan çekirge, sabah serinliğinde hareketleri ağırlaştığından çok rahat yakalanabilir. Kendi vücut ısısından çok daha düşük ısı koşullarında yaşayabilmek için canlıların iki silahı vardır. Biri vücut ısılarını ayarlamaları, diğeri de kürk denilen vücut örtüleridir. Kutup bölgesinde yaşayan bir canlı, tropik bölgede yaşayana nazaran on kat daha fazla ısı meydana getirmek veya vücut örtüsü on kat daha fazla koruyucu olmak zorundadır. Çok so...</description><author>AhmetErkanALP</author><category>Okunma: 823</category><pubDate>&nbsp;04&nbsp;05&nbsp;2008&nbsp;11:38:56&nbsp;</pubDate></item><item><title>Kış Uykusu Nedir?</title><link>http://www.sirinlerim.net/koseyazi-goster-166-kis_uykusu_nedir.html</link><description>Kış mevsimi yaklaştıkça, hava soğur, günler kısalır, yapraklar renk değiştirir ve yere düşerler, kar toprağın üzerini kaplar. İnsanlar sıcak alışveriş merkezlerinde ihtiyaçlarını alıp, sıcak arabalarında, sıcak evlerine gelirler. Üzerlerine kazaklar, hırkalar giyerler. İyi de, tabiatta doğal ortamda yaşayan hayvanlar kışı nasıl geçirir, hiç düşündünüz mü? Bir kısmı daha ılıman yerlere göçerler. Bu konuda kuşlar ve balıklar avantajlıdır. Bazıları kendilerini kışa adapte ederler, daha kalın yeni tüyler çıkarırlar. Hatta bazı tavşan türlerinde karda saklanabilmek için tüyler beyazlaşır. Bazıları yiyeceklerini önceden depoladıkları bir sığınak bulurlar. Bazıları da toprakta derin tüneller açarlar ama bazıları için de kış mevsimini uyuyarak geçirmekten başka çare yoktur. Genellikle ayıların kış uykusuna yattıkları bilinir ama bu doğru değildir. Gerçi ayılar kışın mağaralarda uzun uzun uyurlar ama bu kış uykusu değildir. Daha doğrusu kış uykusu bir çeşit uyku değildir. Normal canlılarda uyan...</description><author>AhmetErkanALP</author><category>Okunma: 4096</category><pubDate>&nbsp;04&nbsp;05&nbsp;2008&nbsp;11:33:58&nbsp;</pubDate></item></channel></rss>